I. KUSURLU BİR HATA Haziran aynının on dokuzu, milenyumun ilk yılı. Günlerden pazartesi, sabahın yedisi. Bu; Fierro'lu, dar gelirli, sıradan ve sevgisiz bir ailenin yıllar boyunca lanet edeceği tarihti. Frank ve Joyce Spencer çiftinin geçimsiz yuvalarına doğan Edgar Spencer'ın cehenneme gelişiydi. Bu zehirli evde büyümek, bitmek bilmeyen kavgaların ve kırık dökük eşyaların arasında sadece görünmez olmayı öğrenmek demekti. Eskiciden bulduğu çatlak bir klasik gitar, bu cehennemde tutunduğu ilk ve tek sığınaktı. Ancak ergenliğin karanlığıyla büyüyen öfkesi, artık o cılız tellere sığmıyordu. Yastığına kapanıp boğazı yırtılırcasına attığı yırtıcı çığlıklar, ailesinin sevgisizliğine karşı başlattığı
vahşi bir isyan olarak yansıdı
"Tanrı bize sırtını döndüğünde, biz o boşluğu kendi çığlıklarımızla doldurmayı seçtik. "
II. AŞAĞILIKLAR KOROSU Ses telleri kanayana kadar yastığa haykırdığı o geceler, Edgar'ın gerçek kimliğinin provasıydı. Klasik gitarın naif tınıları artık ona yetmiyor, göğüs kafesini yumruklayan o kapkara öfkeyi dindiremiyordu. Kendi kendine keşfettiği o vahşi, brutal vokaller, evdeki tabak çanak kırma seslerine karşı geliştirdiği yegane savunma mekanizmasıydı. Babasının gürültüsü yıkıcıydı; Edgar'ın çığlıkları ise onun kendi varoluşunu inşa etme biçimi.
Lisenin küf kokulu, izbe koridorlarında, tıpkı kendi gibi hayatın defolu ürettiği birkaç serseriyle yollarının kesişmesi uzun sürmedi. Ailesinin ona veremediği aidiyet hissini, derme çatma bir garajda, paslı amfilerden yükselen o kulak sağır edici distorsiyon sesinde buldu. Mikrofonu her kavradığında, gırtlağından sökülen o yırtıcı brutal vokaller sadece bir ergen hevesi değildi; Fierro'nun lanetli sokaklarına ve onu yok sayan anne babasına açtığı açık bir savaştı.