2024 — Ganton'un Son Günleri
-Meksika'dan getirdiği tek şey elleriydi. Antika parçaların tozunu silen, bazen de cebe indiren o eller — şimdi Ganton'un sokaklarında, %1 yamasının gölgesinde yeni bir iş öğreniyordu.
-Diago Demian, Vengadores MC'nin Prospect yeleğini sırtına geçirdiğinde henüz kimse ona güvenmiyordu. Bar önlerinde nöbet, tamirhanede yağ kokusu, ve arada sırada — sadece arada sırada — perde arkasındaki işlere bir bakış. Küçük teslimatlar. Gözcülük. Hiçbir zaman merkeze alınmadığı, hep kenardan izlediği işler.
Her gece aynı soruyla uyuyordu: "Ne zaman bana da güvenecekler?"-Cevap gelmedi. Ya da geldi ama yeterince büyük değildi. Diago, kulübün güvenini yavaş yavaş kazandı — ama "yavaş" kelimesi onun için bir hakaret gibiydi. Antikacılıkta bile kendini kanıtlamıştı, neden burada olamıyordu?
-Sigara dumanı, viski kokusu, ve sessizlik. Bunalımları büyüdükçe, elindeki şişe küçüldü.
-Sonra kulüp sarsıldı. Ekonomik sıkıntılar, üst üste gelen olaylar — Ganton artık tutunacakları bir yer değildi. Vengadores çekiliyordu. Ve Diago'nun sırtına yeni bir yama kondu: Nomad.
-Artık bir eve, bir bölgeye, bir kimliğe bağlı değildi. Sadece yol vardı.
-Kanıtlanmamış bir adam, kanıtlayacak bir yer bulamadan, Ganton'un tozunu ardında bırakarak yürüyüp gitti —
ama kalbi hâlâ orada, o yeleğin altında kalmıştı. 2024–2026 — Yollarda Geçen İki Yıl-Ganton'un tozu ardında kalırken, sırtındaki yama da değişmişti. Prospect değil artık — Nomad. Bir eve değil, yollara ait bir adam.
-Diago, motorunun gidonunu eski bir bağlantıya çevirdi: Las Venturas. Orada, kimsenin ona "bekle, sıra sana gelecek" demediği bir hayat vardı — eski hayatı. Antikacılık. Ve onun gölgesinde yaşayan o tanıdık, kirli küçük kardeşi: dolandırıcılık.
-Artık kimseye hesap vermiyordu. Kimse ona görev vermiyor, kimse onu kenara itmiyordu — çünkü artık kenar yoktu. Sadece o vardı.
-Başta bu iyi hissettirdi. Özgürlük dedikleri şey belki de buydu — sabah kalkıp kimseden izin almamak, bir işi kendi başına çevirip parayı kendi cebine koymak. Ama geceler uzadıkça, Diago bir şeyin eksik olduğunu fark etti.
Özgürlük değildi peşinde koştuğu. Ait olmaktı.-Bir masaya, bir yeleğe, bir isme ait olmak. Yalnız kazanılan hiçbir zafer, paylaşılmadığında bir işe yaramıyordu.
-Kulüple bağını hiç tam koparmadı. Arada bir telefon, arada bir emanet — bir bilgi taşıması gerektiğinde, bir malı saklaması istendiğinde, Diago hâlâ oradaydı. Sessizce, sorgusuz. Ama bu ufak jestler, ona büyük bir şeyin parçası olduğunu hissettirmeye yetmiyordu.
-Bir gün, yeleklilerden biriyle karşılaştı. Kısa bir konuşma, ama içi Diago'yu haftalarca kemirecekti.
"Sen bizdensin, biliyorsun. Ama şu an sana verebileceğimiz büyük bir şey yok."-O cümle, bardaki her yudumdan daha ağır bastı. Diago bir kez daha anladı ki — kanıtlamak istediği şey hâlâ oradaydı, ama eli hâlâ ona uzanmıyordu. Las Venturas'ın sahte antikaları, sahte imzaları, sahte parıltısı arasında Diago, gerçek olan tek şeyin ne olduğunu düşünüp durdu.
-İki yıl. Ne tam içeride, ne tam dışarıda. Sadece bekleyen bir adam — ve sırtındaki yama kadar ağır bir sessizlik.