Avukatın Adı Soyadı: LARA VALERIA
Avukat Sicil Numarası: #112622044
Yürütme Özeti & Hukuki Görüş
Dava Bilgileri: #53249
Nihai Hüküm: Davalı kolluk kuvveti personeli kusurlu bulunmuş, tazminat ödemesine karar verilmiş.
Avukatın Genel Hukuki Kanaati: Dosya kapsamındaki tüm dava dilekçeleri, taraf savunmaları, sunulan fiziki ve dijital deliller, ilk derece yargılaması sürecinde yapılan tespitler ile itiraz aşamasında ibraz edilen yeni deliller birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın temelini kolluk kuvvetinin güç kullanma yetkisinin hukuka uygun sınırlar içerisinde kullanılıp kullanılmadığının tespiti ile davacının olay anındaki davranışlarının bu müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte olup olmadığının belirlenmesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda dosya yalnızca bir tazminat uyuşmazlığı olmayıp aynı zamanda kolluk personelinin orantılılık, zorunluluk, makul gerekçe ve usule uygun hareket etme yükümlülüğü bakımından da kapsamlı şekilde incelenmesini gerektirmektedir.
Davacı taraf kolluk personelinin herhangi bir hukuki dayanak bulunmaksızın ateşli silah kullandığını, gerekli ihtar prosedürlerini uygulamadığını ve müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye sokacak şekilde müdahalede bulunduğunu ileri sürmektedir. Buna karşılık davalı taraf davacının polis tarafından güvenlik çemberine alınmış operasyon sahasına bilinçli şekilde girdiğini, görevli memurun üzerine araç sürdüğünü ve memurun can güvenliğine yönelen yakın tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla yalnızca suçta kullanılan aracı etkisiz hale getirmeye yönelik güç kullandığını savunmaktadır. Taraf anlatımlarının bu derece birbirinden ayrılması maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi bakımından objektif delillerin önemini olağan dosyalara nazaran çok daha üst seviyeye çıkarmaktadır.
Dosyada dikkat çeken en önemli hususlardan biri davalı memurun görev sırasında kullanmakla yükümlü olduğu body-camera sistemine ilişkin kayıtların bulunmamasıdır. Kolluk faaliyetlerinde body-camera kayıtları yalnızca disiplin denetimi amacıyla değil aynı zamanda müdahalenin hukuka uygunluğunu ortaya koyan en önemli objektif delillerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kayıtların mevcut olmaması tek başına hukuka aykırılık sonucunu doğurmamakla birlikte ispat faaliyetini doğrudan etkileyen ciddi bir delil eksikliği meydana getirmektedir. Özellikle ihtar yapıldığı, ölümcül tehlikenin oluştuğu ve ateş açmanın son çare niteliğinde kaldığı yönündeki savunmaların objektif kayıtlarla desteklenememesi mahkemenin delil değerlendirmesinde davalı aleyhine yorum yapmasına neden olabilecek niteliktedir.
Diğer taraftan dosya kapsamındaki kamera görüntüleri de davacı tarafın iddia ettiği ölçüde kusursuz bir tablo ortaya koymamaktadır. Mevcut görüntülerden davacının kolluk kuvvetlerince çevrilen ve trafiğe kapatılan bölgeden araçla çıkmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davalı memurun ileri sürdüğü şekilde aracın doğrudan memurun üzerine kasten sürüldüğü yahut ölümcül tehlike oluşturacak yoğunlukta fiziksel temas meydana geldiği hususu mevcut görüntüler üzerinden hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta tespit edilememektedir. Bu nedenle dosyada bulunan delillerin önemli bir kısmı olayın gerçekleştiğini göstermekle birlikte olayın hukuki niteliğini kesin olarak ortaya koyabilecek güçte değildir.
İtiraz aşamasında dosyaya sunulan resmi sağlık raporu memurun yaralandığını ve ezilme travmasına maruz kaldığını destekleyen önemli bir delil niteliğindedir. Raporda yer alan klinik bulgular yaralanmanın varlığını tıbben ortaya koysa da bu bulgular tek başına yaralanmanın hangi koşullar altında meydana geldiğini veya davacının kastını ispatlamaya yeterli değildir. Aynı şekilde raporun olay tarihinden belirli bir süre sonra düzenlenmiş olması delilin tamamen değersiz olduğu anlamına gelmeyeceği gibi mutlak ispat gücüne sahip olduğu sonucunu da doğurmaz. Bu nedenle söz konusu raporun diğer delillerle birlikte serbest delil takdiri ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi hukuken daha isabetli olacaktır.
Genel değerlendirme itibarıyla dosyada ne davacı tarafın ileri sürdüğü tüm vakıaların ne de davalı tarafın savunmalarının eksiksiz şekilde ispatlandığı söylenebilir. Mevcut delil yapısı dikkate alındığında davacının kolluk tarafından oluşturulan güvenlik çemberini ihlal ederek riskli bir davranış sergilediği anlaşılmakta buna karşılık davalı memurun ateşli silah kullanımı öncesinde uygulanması gereken prosedürleri eksiksiz yerine getirdiğinin ve müdahalenin zorunlu hale geldiğinin objektif delillerle tam anlamıyla ortaya konulamadığı görülmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlık tek taraflı kusurdan ziyade delil yetersizliği, usul eksiklikleri ve olayın oluş şekline ilişkin ispat sorunları ekseninde değerlendirilmesi gereken karma nitelikli bir hukuk uyuşmazlığı görünümü arz etmektedir.
Bu sebeple dosyanın hukuki değerlendirilmesinde yalnızca taraf beyanlarına üstünlük tanınması yerine objektif delillerin güvenilirliği, ispat yükü, kolluk personelinin usule uygun hareket yükümlülüğü ve güç kullanma yetkisinin ölçülülük ilkesi kapsamında birlikte değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu yaklaşım hem adil yargılanma ilkesinin hem de hukukun üstünlüğü ilkesinin doğal bir sonucudur.
Mahkeme Kararının Hukuka Uygunluk Denetimi Mahkeme Kararını Hatalı Buluyorsanız Gerekçesi: Mahkemenin maddi vakıaya ulaşma amacı doğrultusunda yürüttüğü delil değerlendirmesi genel itibarıyla hukuki bir zemine dayanmakla birlikte kararın bazı yönleri kanaatimizce eksik incelemeye ve hatalı hukuki değerlendirmeye dayanmaktadır. Özellikle delillerin ispat gücünün değerlendirilmesi, yeni sunulan tıbbi delilin hukuki niteliği, kolluk personelinin güç kullanma yetkisinin incelenmesi ve kusur oranının belirlenmesi bakımından kararın yeniden değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
I. Tıbbi Delilin Sadece Düzenlenme Tarihine Dayanılarak Reddedilmesi İsabetli DeğildirMahkeme, davalı tarafından itiraz aşamasında sunulan Acil Müdahale ve Konsültasyon Raporu'nu olay tarihinden yaklaşık on dört gün sonra düzenlenmiş olması nedeniyle güvenilir bulmamıştır. Ancak delillerin değerlendirilmesinde esas alınması gereken ölçüt yalnızca düzenlenme tarihi değil delilin olayla olan illiyet bağı, bilimsel niteliği ve doğrulanabilirliğidir.
Amerikan hukukunda özellikle Federal Rules of Evidence kapsamında tıbbi kayıtlar belirli usul şartlarını taşıdığı sürece güvenilir resmi kayıt niteliğinde kabul edilmektedir. Bir sağlık raporunun olay günü düzenlenmemiş olması tek başına delilin hukuki değerini ortadan kaldırmamaktadır. Mahkemenin raporu bütünüyle dışlamak yerine raporda yer alan klinik bulguların olayla bağlantısını incelemesi ve diğer delillerle birlikte değerlendirmesi daha isabetli olacaktır.
II. Body-Cam Eksikliği Tek Başına Hukuka Aykırılık Sonucu DoğurmamalıdırKararda body-camera kaydının bulunmaması davalı memurun kusurunun temel gerekçelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Şüphesiz kolluk personelinin görev sırasında kayıt cihazını çalışır durumda bulundurması hesap verilebilirlik ilkesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Ancak herhangi bir kayıt eksikliği otomatik olarak müdahalenin hukuka aykırı olduğu sonucunu doğurmaz.
Amerikan yargı uygulamalarında body-camera kayıtlarının bulunmaması bazı durumlarda "adverse inference" değerlendirmesine konu olabilse de bu durum tek başına sorumluluk doğurmaz. Mahkemeler olayın tüm koşullarını birlikte değerlendirerek karar vermektedir. Somut olayda da kayıt eksikliği diğer tüm delilleri hükümsüz hale getiren mutlak bir unsur olarak değerlendirilmemeliydi.
III. Davacının Kusurlu Davranışlarının Sonuçları Yeterince TartışılmamıştırMahkeme davacının polis tarafından kapatılan alandan araçla çıkmaya çalıştığını sabit kabul etmiş olmasına rağmen bu davranışın kolluk personelinin karar alma süreci üzerindeki etkisini yeterince irdelememiştir.
Kolluk tarafından oluşturulan güvenlik çemberinin ihlal edilmesi, olay yerinde görev yapan personelin risk algısını doğrudan artırabilecek bir davranıştır. Her ne kadar davacının memurun üzerine kasten araç sürdüğü kesin olarak ispatlanamamış olsa da davacının kendi kusurlu davranışının olayın gelişimine etkisi güç kullanma yetkisinin değerlendirilmesinde daha ayrıntılı şekilde ele alınmalıydı.
Amerikan hukukunda "totality of the circumstances" ilkesi uyarınca kolluk görevlisinin müdahalesi olay anındaki tüm objektif koşullar dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda yalnızca temasın kesin şekilde ispatlanıp ispatlanmadığı değil görevli memurun o an içerisinde makul olarak algıladığı tehlike de önem taşımaktadır.
IV. Güç Kullanma Yetkisinin Ölçülülük Analizi Yeterince GerekçelendirilmemiştirMahkeme davalı memurun prosedürel eksiklik içerisinde hareket ettiğini kabul etmiş ancak ateşli silah kullanımının neden ölçüsüz olduğu hususunda ayrıntılı hukuki gerekçeye yer vermemiştir.
Bir kolluk görevlisinin silah kullanımı değerlendirilirken yalnızca prosedür eksikliği değil tehdidin ağırlığı, olayın gelişim hızı, alternatif müdahale imkanlarının bulunup bulunmadığı ve müdahalenin son çare niteliğinde olup olmadığı birlikte incelenmelidir.
Amerikan Yüksek Mahkemesinin Graham v. Connor kararında da kolluk müdahalesinin hukuka uygunluğu geriye dönük ideal şartlara göre değil olay anındaki makul polis memurunun değerlendirmesi esas alınarak belirlenmektedir. Somut olayda bu objektif makullük testinin ayrıntılı şekilde uygulanmadığı görülmektedir.
V. Maddi Tazminatın Gerekçelendirilmesi YetersizdirMahkeme davacı lehine 20.000 USD maddi tazminata hükmetmiş olmasına rağmen bu miktarın hangi hesaplama yöntemi esas alınarak belirlendiği karar gerekçesinde açıkça gösterilmemiştir.
Maddi tazminatın belirlenebilmesi için araçta meydana gelen gerçek zararın kapsamı, onarım maliyetleri, ekspertiz değerlendirmeleri veya ekonomik kayıp hesaplarının ortaya konulması beklenmektedir. Gerekçeli kararda bu hususların ayrıntılı şekilde açıklanmaması kararın denetlenebilirliğini azaltmaktadır.
VI. SonuçKanaatimizce mahkeme, davalı memurun davacı tarafından kasten hedef alındığını kesin olarak ispatlayan yeterli delile ulaşamamış olması bakımından isabetli hareket etmiş olmakla birlikte tıbbi delilin değerlendirilmesi, body-camera eksikliğinin hukuki sonuçları, davacının kendi kusurunun ağırlığı, güç kullanma yetkisinin objektif makullük ilkesi çerçevesinde incelenmesi ve maddi tazminat miktarının gerekçelendirilmesi konularında eksik hukuki değerlendirme yapmıştır. Bu nedenlerle kararın tamamen hukuka aykırı olduğu değil,
gerekçelendirme ve delil takdiri bakımından eksik incelemeye dayandığı kanaatine varılmıştır.
Size Göre Verilmesi Gereken Asıl Karar: Dosya kapsamındaki tüm dava dilekçeleri, kamera görüntüleri, taraf beyanları, ilk derece yargılamasında toplanan deliller, itiraz aşamasında sunulan ek belgeler ve deliller birlikte değerlendirildiğinde somut olayda
taraflardan hiçbirinin iddia ettiği vakıaları tam ve kesin şekilde ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle uyuşmazlığın yalnızca davacı veya yalnızca davalı kusuru ekseninde değerlendirilmesi yerine
kusurun ağırlığı, ispat yükü ve objektif delillerin güvenilirliği esas alınarak hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Mahkemece de kabul edildiği üzere davacının kolluk kuvvetlerince güvenlik amacıyla kapatılan alandan araçla çıkış yapmaya çalıştığı mevcut kamera kayıtlarıyla sabittir. Bu davranış kamu düzenini bozabilecek nitelikte olup kolluk personelinin olay anındaki risk algısını artıran önemli bir unsur teşkil etmektedir. Dolayısıyla davacının olayın meydana gelmesinde
kusursuz bir üçüncü kişi olarak değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir.Bununla birlikte davalı memurun görev sırasında kullanması zorunlu olan body-camera cihazının kayıt almaması nedeniyle müdahale öncesinde ihtar yapılıp yapılmadığı, güç kullanımının son çare niteliği taşıyıp taşımadığı ve ölümcül tehlikenin hangi aşamada oluştuğu objektif delillerle ortaya konulamamıştır. Kolluk personelinin güç kullanma yetkisinin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi bakımından en önemli delillerden biri olan body-camera kayıtlarının bulunmaması
davalı memur yönünden ciddi bir usul eksikliği oluşturmuştur.Öte yandan davalı tarafından itiraz aşamasında sunulan resmi sağlık raporunun yalnızca düzenlenme tarihi gerekçe gösterilerek tamamen hüküm dışı bırakılması da isabetli değildir. Söz konusu rapor memurun yaralandığını destekleyen resmi bir tıbbi belge niteliğinde olup
yaralanmanın varlığı bakımından dikkate alınmalı ancak yaralanmanın oluş şekli ve hukuki sonucu diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.Kanaatimizce dosyada mevcut deliller davacının davalı memur üzerine
kasten araç sürdüğünü veya öldürmeye teşebbüs ettiğini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamaya yeterli değildir. Aynı şekilde davalı memurun ateşli silah kullanmasının tüm yönleriyle hukuka uygun olduğu da objektif delillerle kesin olarak ortaya konulamamıştır. Bu nedenle taraflardan birinin tamamen haklı diğerinin ise tamamen haksız kabul edilmesi dosya kapsamındaki delil durumuyla bağdaşmamaktadır. Bu gerekçeler doğrultusunda verilmesi gereken kararın;
- Davacının manevi tazminat talebinin reddine,
- Davacının kolluk tarafından kapatılan alana araçla girmek ve güvenlik tedbirlerini ihlal etmek suretiyle olayın meydana gelmesine katkı sağladığının kabulüne,
- Davalı memurun body-camera yükümlülüğünü yerine getirememesi ve müdahale prosedürünü objektif delillerle ispatlayamaması nedeniyle usul yönünden kusurlu olduğunun tespitine,
- Davacının aracında meydana gelen ve dosya kapsamıyla desteklenen maddi zarar yönünden makul ve ispatlanabilir ölçüde maddi tazminata hükmedilmesine,
- Davalı memur hakkında ise güç kullanma prosedürünün ve disiplin yükümlülüklerinin ayrıca idari yönden incelenmek üzere ilgili iç denetim makamına bildirim yapılmasına,
şeklinde kurulmasının dosya kapsamındaki deliller, ispat yükü kuralları,
orantılılık, objektif makullük,ispat yükü ve
olayın bütün koşullarının birlikte değerlendirilmesi ilkeleriyle daha uyumlu olacağı kanaatine varılmıştır.
Savunma Avukatı Olarak Atansaydınız Yapacağınız Savunma:
Sayın Mahkeme,
İşbu dava dosyası incelendiğinde davacı tarafın iddialarının önemli ölçüde varsayımlara dayandığı, buna karşın kolluk görevlisinin olay anında karşı karşıya bulunduğu fiilî tehlikenin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Müvekkilim Luciano Cavallaro görevini ifa ettiği sırada kişisel bir menfaat doğrultusunda değil, yalnızca kamu düzenini korumak ve devam eden kolluk operasyonunun güvenliğini sağlamak amacıyla hareket etmiştir. Kolluk personelinin hukuki sorumluluğu değerlendirilirken olay sonrasında oluşturulan teorik senaryolar değil, olayın yaşandığı anda makul bir polis memurunun sahip olduğu bilgi, zaman baskısı ve risk algısı esas alınmalıdır.
Dosya kapsamındaki kamera kayıtları açıkça ortaya koymaktadır ki davacı, kolluk kuvvetlerince güvenlik çemberine alınmış ve araç trafiğine kapatılmış operasyon alanına bilinçli şekilde girmiştir. Bu husus mahkemenin nihai kararında da sabit kabul edilmiştir. Güvenlik amacıyla kapatılmış bir bölgeye araçla giriş yapılması ve bu bölgeden kolluk görevlilerinin bulunduğu istikamete doğru çıkış teşebbüsünde bulunulması sıradan bir trafik ihlali olarak değerlendirilemez. Davacı kendi eylemleriyle olayın risk seviyesini artırmış ve kolluk personelini ani karar vermeye zorlayan şartları bizzat oluşturmuştur.
Amerikan Yüksek Mahkemesinin Graham v. Connor, 490 U.S. 386 (1989) kararında açıkça vurgulandığı üzere kolluk görevlilerinin güç kullanımı "20/20 hindsight" yani olay sonrasında yapılan mükemmel değerlendirmelerle değil, olay anındaki objektif makullük (objective reasonableness) standardına göre incelenmektedir. Aynı kararda Mahkeme, polis memurlarının çoğu zaman gergin, belirsiz ve saniyeler içerisinde gelişen olaylarda karar vermek zorunda kaldığını kabul etmiştir. Somut olay da tam olarak bu niteliktedir.
Davacı taraf müvekkilimin hukuka aykırı şekilde ateş açtığını iddia etmektedir. Ancak hukukun temel ilkesi gereği iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür. Dosyada müvekkilimin keyfi davrandığını, herhangi bir tehdit bulunmaksızın silah kullandığını veya güç kullanımının tamamen hukuka aykırı olduğunu ortaya koyan kesin ve tartışmasız bir delil mevcut değildir. Mahkeme kararında da davacının müvekkilim üzerine araç sürdüğü hususunun ispatlanamadığı belirtilmiştir. Ancak bir vakıanın kesin olarak ispatlanamamış olması o vakıanın hiç yaşanmadığını göstermez. Delil yetersizliği ile maddi gerçeğin aksi yönünde kesin kanaat oluşturulması birbirinden farklı hukuki kavramlardır.
Mahkeme kararının temel dayanaklarından biri body-camera kayıtlarının bulunmamasıdır. Hiç kuşkusuz bu kayıtların bulunması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önem arz etmektedir. Ancak bir delilin bulunmaması mevcut diğer delillerin tamamını hukuken değersiz hâle getirmez. Body-camera eksikliği disiplin hukuku kapsamında ayrıca değerlendirilebilir ise de bu eksiklikten hareketle müdahalenin otomatik olarak hukuka aykırı kabul edilmesi ispat hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmamaktadır.
İtiraz aşamasında dosyaya sunulan resmi hastane raporu müvekkilimin fiziksel yaralanmaya maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Mahkeme bu raporu yalnızca düzenlenme tarihi gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakmıştır. Oysa tıbbi belgelerin ispat gücü yalnızca düzenlenme tarihine göre değil, bilimsel içeriği, objektif bulguları ve diğer delillerle olan uyumu esas alınarak değerlendirilmelidir. Raporda yer alan travmatik bulgular müvekkilimin olay sırasında fiziksel temas yaşadığı ihtimalini ciddi biçimde desteklemektedir.
Ayrıca davacı tarafın talep ettiği tazminat miktarı ile dosya kapsamındaki somut zarar arasında da açık bir orantısızlık bulunmaktadır. Maddi zarar miktarı teknik bilirkişi incelemesiyle ortaya konulmamış, manevi zarar iddiası ise davacının kendi kusurlu davranışları gözetildiğinde illiyet bağı bakımından zayıflamıştır. Hukuk düzeni kendi kusuruyla tehlikeli bir ortam oluşturan kişiyi sınırsız biçimde koruma altına almaz.
Sonuç itibarıyla dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde müvekkilimin keyfi, kasıtlı veya hukuka açıkça aykırı şekilde hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı bir ispat bulunmamaktadır. Buna karşılık davacının güvenlik tedbirlerini ihlal ettiği, olayın meydana gelmesinde belirleyici rol oynadığı ve kolluk personelini ani karar vermek zorunda bıraktığı sabittir. Hukuk devleti ilkesi gereğince kolluk görevlilerinin görevlerini yerine getirirken maruz kaldıkları her riskin sonradan tazminat sorumluluğuna dönüştürülmesi kabul edilemez. Bu nedenlerle davacının tazminat talebinin tamamının reddine, müvekkilim hakkında tesis edilen maddi tazminat hükmünün kaldırılmasına ve davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Davacı Makamının Dosya Kapsamına Eklediği Delillerin Dosya Kapsamındaki Önemi, Hukuka Uygunluğu:
Davacı makamınca dosyaya sunulan deliller; araç üzerinde bulunan ateşli silah mermi izlerine ilişkin fotoğraf kayıtları ile davacıya kolluk personeli tarafından silah doğrultulduğunu gösterdiği iddia edilen kamera görüntülerinden oluşmaktadır. Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde söz konusu delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğine ilişkin herhangi bir iddia veya somut tespit bulunmadığından usul hukuku bakımından değerlendirmeye elverişli delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.
Araç üzerinde bulunan mermi izlerine ilişkin fotoğraf kayıtları, dava konusu olayda davalı kolluk personeli tarafından ateşli silah kullanıldığı vakıasını destekleyen önemli fiziki deliller arasında yer almaktadır. Nitekim davalı taraf da savunmalarında silah kullanıldığını inkâr etmemiş, yalnızca bu müdahalenin hukuka uygun meşru bir müdahale olduğunu ileri sürmüştür. Bu yönüyle söz konusu fotoğraflar silah kullanımının gerçekleştiğini doğrulamakta ancak silah kullanımının hukuka uygun veya hukuka aykırı olduğu sonucunu tek başına ortaya koymamaktadır.
Davacı tarafından sunulan ikinci kamera kaydı ise kolluk personelinin davacıya silah doğrulttuğunu göstermesi bakımından olayın devam eden sürecini destekleyen görsel bir delil niteliğindedir. Bununla birlikte bu görüntüler de olayın yalnızca belirli bir zaman dilimini yansıtmakta olup öncesinde yaşanan gelişmeleri, kolluk personelinin risk değerlendirmesini veya müdahaleyi zorunlu kılan şartları bütünüyle ortaya koymamaktadır. Dolayısıyla kamera kaydının ispat gücü yüksek olmakla birlikte tek başına uyuşmazlığın çözümüne yeterli nitelikte olduğu söylenemez.
Davacı makamınca sunulan deliller birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayın yaşandığını ve kolluk personelinin ateşli silah kullandığını doğrulayan objektif bulgular içerdiği görülmektedir. Buna karşın bu deliller; davacının olay öncesindeki davranışlarını, güvenlik çemberini ihlal edip etmediğini, davalı memurun üzerine araç sürülüp sürülmediğini, ihtar yapılıp yapılmadığını veya güç kullanımının zorunlu olup olmadığını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ispatlayabilecek kapsamda değildir.
Amerikan hukuk uygulamalarında da bir delilin "probative value" (ispat değeri) değerlendirilirken yalnızca neyi gösterdiği değil, neyi göstermediği de dikkate alınmaktadır. Somut olayda davacı tarafından sunulan deliller, uyuşmazlığın yalnızca belirli bölümlerini ortaya koymakta olup olayın tamamını yansıtan nitelikte değildir. Bu nedenle söz konusu delillerin tek başına hüküm kurmaya yeterli olmadığı ancak diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına önemli katkı sağlayan tamamlayıcı deliller niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Tüm Dosya Kapsamında Genel Hukuki Görüşünüz: Dosya kapsamındaki tüm dava dilekçeleri, taraf savunmaları, fiziki deliller, kamera kayıtları, resmi sağlık raporu, ilk derece mahkemesi kararı ve itiraz üzerine verilen nihai hüküm birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın temelini kolluk kuvvetinin güç kullanma yetkisinin sınırları, ispat yükünün dağılımı ve objektif delillerin yeterliliği oluşturmaktadır. Tarafların olayın meydana geliş şekline ilişkin anlatımları arasında ciddi farklılıklar bulunması nedeniyle maddi gerçeğin ortaya çıkarılması büyük ölçüde dosyaya sunulan objektif delillerin değerlendirilmesine bağlı kalmıştır.
Dosya kapsamında davacının kolluk kuvvetlerince güvenlik amacıyla kapatılan alandan araçla çıkış yapmaya çalıştığı mevcut kamera kayıtları ve mahkeme tespitleriyle sabit hale gelmiştir. Bu durum davacının olayın meydana gelmesinde tamamen kusursuz kabul edilmesini engellemekte olup kamu güvenliğini tehlikeye sokabilecek nitelikte kusurlu bir davranış olarak değerlendirilmelidir. Buna karşılık davalı memurun ileri sürdüğü şekilde davacının memurun üzerine kasten araç sürdüğü, ölümcül nitelikte bir saldırı gerçekleştirdiği veya ateşli silah kullanımını zorunlu kılan şartların oluştuğu hususu dosya kapsamındaki mevcut delillerle hiçbir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte ispatlanamamıştır.
Dosyanın en önemli eksikliği, olayın en kritik aşamasını ortaya koyabilecek nitelikte bulunan body-camera kayıtlarının mevcut olmamasıdır. Kolluk personelinin görev sırasında kayıt altına alma yükümlülüğü yalnızca disiplin hukukuna ilişkin bir prosedür olmayıp aynı zamanda güç kullanma yetkisinin hukuka uygunluğunun yargısal denetimini mümkün kılan temel güvencelerden biridir. Bu yükümlülüğün yerine getirilememesi davalı memurun müdahalesini doğrudan hukuka aykırı hale getirmemekle birlikte ispat faaliyetini önemli ölçüde zayıflatmış ve olayın maddi gerçeğinin tam olarak ortaya çıkarılmasını engellemiştir.
İtiraz aşamasında sunulan resmi sağlık raporu ise memurun fiziksel yaralanmasına ilişkin önemli bulgular içermektedir. Bununla birlikte söz konusu raporun yaralanmanın varlığını ortaya koyması ile yaralanmanın hukuki sebebini kesin olarak ispatlaması birbirinden farklı değerlendirilmelidir. Mahkemenin raporu yalnızca düzenlenme tarihi nedeniyle tamamen değerlendirme dışı bırakması tartışmaya açık olmakla birlikte raporun tek başına davacının kasten saldırıda bulunduğunu veya kolluk müdahalesinin bütünüyle hukuka uygun olduğunu ispatladığı da söylenemez. Bu nedenle raporun diğer tüm delillerle birlikte serbest delil takdiri ilkesi kapsamında değerlendirilmesi daha isabetli bir yaklaşım olacaktır.
Mahkemenin nihai kararında manevi tazminat talebinin reddedilmesi ve davacının güvenlik tedbirlerini ihlal eden davranışlarının kusur olarak kabul edilmesi dosya kapsamındaki delillerle uyumlu görünmektedir. Buna karşılık maddi tazminata hükmedilirken zarar miktarının hangi objektif ölçütlere göre belirlendiğinin daha ayrıntılı gerekçelendirilmesi kararın denetlenebilirliği bakımından faydalı olacaktı. Ayrıca kolluk personelinin güç kullanma yetkisine ilişkin değerlendirmede proportionality (orantılılık), objective reasonableness (objektif makullük), necessity (zorunluluk) ve totality of the circumstances (olayın tüm koşullarının birlikte değerlendirilmesi) ilkelerine daha ayrıntılı yer verilmesi kararın hukuki gerekçesini güçlendirebilirdi.
Sonuç olarak dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde taraflardan herhangi birinin iddialarının mevcut delillerle tam anlamıyla ispatlandığını söylemek mümkün değildir. Davacının güvenlik çemberini ihlal eden davranışları ile davalı memurun prosedürel yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirememesi birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın tek taraflı bir haklılık veya haksızlık ilişkisi değil karşılıklı kusur, delil yetersizliği ve usul eksikliklerinin iç içe geçtiği karma nitelikte bir hukuk uyuşmazlığı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kanaatimizce benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda kolluk faaliyetlerinin eksiksiz kayıt altına alınması, güç kullanma prosedürlerinin objektif biçimde belgelendirilmesi ve mahkemelerce tüm delillerin birbirleriyle olan bağlantısı gözetilerek değerlendirilmesi hem adil yargılanma hakkının hem de kamu güvenine dayalı hukuk devleti ilkesinin korunması bakımından zorunludur.