Bak kardeşim, ben Güney Afrika’nın küçük bir akarsu kenarında, atomun parçalanmış hâlinden bile daha küçük altınları bulmak adına eli nasır bağlamış bir yerliyim. Adımı soracak olursan Zemba Okhowo. İsmim ne kadar umrunda bilmiyorum ama sen benim çok umrumdasın. Bir gün akarsu kenarında sömürgeci beyazların kırbaçlarını yiyerek altın ararken o soysuzların birinin düşürdüğü bu “iPhone” yazan aleti aldım ve bu siteyi buldum. Hep senin adının geçtiği başlıklarda çok insan yazıyordu, acaba bu hayırsız ne yazıyor diyerek Türkçeyi söktüm. Azmettim ve sana bunları yazacak seviyeye erişmeyi iple çekmiştim. Sen abuk sabuk işlerle ellerini nasır tuttururken ben İngiltereli sirlere altın bulmak adına ellerimi parçaladım. Her öğle paydosunda mango ağaçlarının altında girip ne yazmışsın diye bakıyorum. Nerede saçmasapan yazılar var, hep senin eserin. Sinirimden kuduruyorum, kabilenin büyücüsü her yerime ısırgan otu sürerek beni zor sakinleştiriyor. İşe gidemez oldum. 12 tane çocuğum ve 3 tane karım palmiyeden yapılma derme çatma kulübesinde beni bekliyorlar, sırf onlara 1 tane ekmek götüreyim diye; ama ben senin gibi bir densiz yüzünden ağaç altlarında her dakika ne yazacaksın diye bekliyorum. En sonunda fake bir kız adresi alıp seni tongaya düşürdüm, buluşmak için adresini hemen öttün. Peki ben ne mi yaptım? Tabii ki o sömürgeciler için topladığım altınlarla Türkiye’ye uçak bileti aldım. Artan paraları ise hesabını kestikten sonra İstanbul’u gezmek için saklıyorum. 2 güne oradayım. Kaçabildiğin kadar kaç, yoksa sana mokoko yapacağım.