Roleplay oynayanların önemli bir çoğunluğunun akıl sağlığı yerinde değil ve burayı hayattan kaçış noktası olarak görüyorlar.
TR ortalamasında "farkındalık" yaşayan herkes (hayatının bir noktasında olur, kimine 20 yaşında kimine 35) bir tık akıl sağlığını kaybetmeye başlar. Hayata nasıl geldiği, neden geldiği, mevcut korkularının/travmalarının nereden nasıl tetiklendiği, çocukluğunun özetini, ailenin sana katkısını, senin gelecekte ne olacağını vs vs. ufaktan fark edip sorgulamaya başlayıp "taşları yerine oturtabilirsen" akıl sağlığı yerinde / olgunlaşmış insan olarak devam ediyorsun, oturtamazsan, o buhranda kaybolursan veya bunla yaşamaya alışırsan da depresif, yılgın, arabesk takılan, drama queen bir insan modunda yaşıyorlar varoluşsal sancılar yaşayan geçmişteki tüm ünlüler/düşünürler vs. de bu girdaba dahil. (Derdini iyi anlatabilen / duyurabilen insanlara da büyük düşünür demişiz)
Orantı verecek olursak da, evet 7/24 lol'de hero mekaniği geliştirmeye çalışan insanlara oranla roleplay ortamında "farkındalık" yaşamak, ulaşmak, sorgulamak, öğrenmek bence de bir tık daha yüksektir muhtemelen oran orantı olarak. Hatta muhtemelen diğer "oyun" evrenindeki çoğu yere oranla roleplay ilk %3-5'e rahat girer.
Günümüz dünyasında yaşayıp zaten bir şeyleri sorgulamaya başlayınca akıl sağlığını kaybetmek doğalken (tekrar kazanabilmesi umuduyla) Türkiye'de haliyle ekstra normal.
herkes kendini main character sanıyor
Öyle olmak zorunda aslında, herkes kendi dünyasının başrolü, diğerleri çevresindeki NPC'ler ve yan rollerdir. Bunu böyle görmeyen insanlar da günümüzde "npc" gibi yaşıyor dediğimiz kısmen de "ezik" kalan tipler oluyor -bence-
Buraya epey bir şey yazdım ama sonra dedim: Ne gerek var abi? O yüzden tek bir şey söylüyorum: Futbol takip eden insanların zekasından şüpheleniyorum.Galatasaray Fenerbahçe'ye gol attığında sevinç yaşayan insanları biraz aptal buluyorum.
futbolun türkiye'de halkın afyonu olmasının yanı sıra (bknz: din halkın afyonudur klişesi) tutku dediğimiz şey aslında her insanın hayatında bir sığınağı. Kimisi yoga'da bulur kimisi mürit olarak, dine, hacı hocaya sararak, kimisi hayatındaki "tutku" noktasını futbolda bulur (daha kolaydır, çocukluğunda direkt karşına çıkar anında sarılabilirsin) yani adam hayat mücadelesini/yaşam tutkusunu/bir şeylere "aşk"la heyecanlanmayı futbolda bulmuştur. Kimisi ona ihtiyaç duymaz. Kimisi karşı cinste/karı kocada veya o uğurda sürekli çabalamakta (*msalaklık) bulur bu koşturmacayı. Yani futbol sadece gördüğümüz onlarca yansımadan birisi.