Paul Arslanian, 00'lerin ortalarında Ermenistan’da Kasparov Yapılanması’nın temelleri atılırken sahnenin tam ortasındaki isimlerden biriydi. Ağın kuruluş yıllarında soğukkanlılığı ve stratejik zekasıyla öne çıkan Paul, örgütün operasyonel yükünü üstlenen kilit aktör haline geldi. Ancak yıllar sonra yapılanma merkezini ve finans ağını Amerika Birleşik Devletleri’ne taşıma kararı aldığında, Paul herkesin aksine sürgüne gitmeyi reddetti. Anavatanda kalmayı seçti; çünkü oradaki köklü bağlantıları, yerel gücü ve karanlık işleri idare edecek tek güvenilir isim kendisiydi.
Son birkaç yıldır, örgütün askeri kanadını güçlendirmek için bizzat kefil olduğu genç yetenek Rupen Babayan ile sürekli iletişim halindeydi. Rupen, Paul’ün örgüt içindeki gözü ve kulağıydı. Okyanus ötesindeki güç dengelerini, yönetimin gidişatını ve iç hesaplaşmaları her gün Rupen üzerinden takip ediyor; ona hamlelerinde yön vererek arka plandan bir satranç ustası gibi süreci yönetiyordu.
Ancak bu kusursuz işleyen düzen, birkaç gün önce aniden bozuldu. Paul, Rupen’e ulaşmak istediğinde telefonları cevapsız kaldı. Ağ üzerindeki sessizlik uzadıkça, Paul yılların getirdiği tecrübesiyle acı gerçeği kavradı: Rupen ölmüştü. Sahada bıraktığı tek güvenli bağ kopmuş, yapılanmanın gidişatı büyük bir belirsizliğe sürüklenmişti.
Şüpheye ve beklemeye vakit yoktu. Paul, Erivan’daki yıllardır gözü gibi baktığı tüm işleri ve ağın anavatandaki kontrolünü tek celsede oğluna devretti. Sayfayı arkasında bırakıp sahte pasaportunu cebine koyarak Amerika’ya giden ilk uçağa bindi. Paul Arslanian, hem Rupen’in hesabını kesmek hem de krizdeki örgütün iplerini yeniden eline almak üzere ABD topraklarına ayak basıyor.