Christopher “Horseface” Nappi Christopher Nappi, ya da mahallede bilinen adıyla “Chris”, kirli kaldırımları ve dar sokaklarıyla bilinen bir İtalyan mahallesinde büyüdü. Babası yarı zamanlı işlerde çalışan, çoğu zaman borç içinde yaşayan bir adamdı. Annesi ise evin düzenini korumaya çalışan, sessiz ama güçlü bir kadındı. Chris küçük yaşta şunu öğrendi: bu dünyada ya ezilirsin ya da ayakta kalmayı öğrenirsin.
Lakabını lise yıllarında aldı. Uzun yüz hatları ve sert bakışları yüzünden bir gün biri “Horseface” diye takıldı. Normalde kavga çıkardı ama o gün sadece baktı… ve çocuk geri adım attı. O an Chris bir şeyi fark etti: insanlar güçten değil, gücün yarattığı izlenimden korkuyordu. Lakap kaldı.
Gençliğinde ufak tefek işlerle başladı—sigara kaçakçılığı, bahis kuponları, mahalle aralarında “mesaj iletme”. Hiçbir zaman en gürültücü ya da en hızlı adam olmadı. Ama her zaman işi bitiren adam oldu. Bu yüzden dikkat çekmeye başladı.
Chris’in mafyayla ilk teması, bir barın arka odasında oldu. Birine borç hatırlatması yapması istenmişti. Ne tehdit etti ne bağırdı. Sadece oturdu, gözlerinin içine baktı ve “Bu işi uzatma.” dedi. Adam ertesi gün parayı getirdi. O gün Chris’in adı ilk kez “yukarıya” iletildi.
Resmi olarak aileden değil ama etrafında dolaşıyor. İş veriliyor, o da yapıyor. Soru sormuyor. Fazla konuşmuyor. Ama herkes biliyor ki:
Christopher “Horseface” Nappi bir işi aldıysa, o iş kapanır.

Ona işi veren adam, dışarıdan bakıldığında güvenilir, içeride ise kendi derdine düşmüş biriydi. Chris için bu bir fırsattı—yukarıya çıkmanın ilk gerçek adımı. İş basitti… en azından öyle görünüyordu. Bir tahsilat zinciri, birkaç baskı, birkaç gözdağı. Ama iş büyüdü. Yanlış insanlar devreye girdi. Bir gece, planlanmayan bir şey oldu—polis erken geldi. Ortalık karıştı. Kaçış düzensizdi. Chris yakalandı. Ama asıl darbe bu değildi.
İfadeler alınırken Chris fark etti ki… birlikte çalıştığı adam ortada yoktu. Ne telefonlara çıkıyordu ne de ortalarda görünüyordu. Birkaç gün içinde gerçek ortaya çıktı:
Bütün ihale Chris’in üstüne kalmıştı. Üstündeki suçlamalar ağırdı. Organizasyon, tehdit, yasa dışı tahsilat… Hepsi onun üstüne yazılmıştı. Avukat geldi, konuştu, gitti. Ama Chris şunu anladı: Bu bir hata değildi. Bu bir tercihti. Birileri kendini kurtarmıştı. Ve Chris… harcanmıştı. Mahkeme günü geldiğinde Chris konuşmadı. Kimsenin adını vermedi. Ne savcıya oynadı ne de yalvardı. Sadece dinledi. Karar açıklandığında yüzünde yine o aynı ifade vardı:
Hiçbir şey belli etmeyen, soğuk bir ifade.