Vice’in doğusunda, Ganton, East Vice ve Willowfield arasında kalan eski sanayi sokaklarında yeni bir tamirhane açıldı. Siyah bir tabela üzerine işlenmiş gümüş renkli bir engerek başı, buranın sıradan bir yer olmadığını anlatmaya yetiyordu. Bu sembol, grubun kendisini tanımlama biçimiydi. Onlar kendilerini engerek gibi görüyordu: sabırlı, sessiz ve çoğu zaman geceleri avlanan. Mahalle halkı bu gençlerin kim olduklarını ve ne yaptıklarını biliyordu, fakat başlarına iş açmamak için isimlerini bile ağızlarına almaktan çekiniyorlardı. Bu yüzden onlara zamanla “Canavarın işareti” anlamına gelen 666 lakabı verildi. Yıllar geçtikçe bu isim mahalle söylentilerinden çıkıp bir geleneğe dönüştü. Gençler de bunun farkındaydı ve bu lakabı saklamak yerine sahiplenmeye karar verdiler. Motosikletlerinin depo kapaklarına, deri ceketlerinin sırtına ve tamirhanenin garaj kapısına büyük 666 çıkartmaları yapıştırmaya başladılar. Artık kim olduklarını saklamıyorlardı; aksine herkesin bilmesini istiyorlardı.
Bulvarın yeni gençleri büyürken dünyaya farklı gözlerle bakmayı öğrenmişti. İnternetin ve şehir hayatının getirdiği geniş bakış açısı, onların birçok eski inancı sorgulamasına yol açdı. Özellikle din ve gelenek konularında eski nesille aralarındaki uçurum giderek büyüyordu. Bu durum ailelerin içinde sessiz ama sert bir çatışmaya dönüştü. Ebeveynler ikiye ayrıldı; bazıları atalarının yolunu seçti, bazıları ise çocuklarını kaybetmemek için susmayı tercih etti. Sonunda yıllardır sakin ve dindar bir yer olarak bilinen bulvar, bir inanç ve akıl tartışmasının içine sürüklendi. Bu çatışma sonucunda birçok genç evini terk etti, birçok ebeveyn ise mahalleyi tamamen bırakıp gitti. Geriye kalan yaşlıların bir kısmı da zamanla hayatını kaybedince bulvarın hâkimiyeti neredeyse tamamen yeni nesle geçti.
Gençler her ne kadar eski düzeni reddetmiş olsalar da geçmişi tamamen silmek istemediler. Atalarının anılarını kirletmemek için kendi toplandıkları bölgeyi Willowfield sokakları olarak belirlediler. Bu sokaklar zamanla onların merkezi haline geldi ve kendi aralarında buraya 666 Boulevard adını verdiler. Bu gençlerin çoğu parçalanmış ailelerden geliyordu; kimisi yetim kalmış, kimisi evden kaçmış, kimisi ise erken yaşta hayatta kalmayı öğrenmek zorunda kalmıştı. Buna rağmen onları bir arada tutan güçlü bir bağ vardı: araçlar. Motorlar, eski arabalar ve sokak yarışları onların ortak diliydi. Akademik hayat bazıları için hâlâ bir seçenekti ama çoğu için sokak zaten bir okul gibiydi. Aralarında parlayan birkaç genç düzeni sağlamaya çalışıyor, mahallede kalmış olan yerli halk ile iletişimi sürdürüyordu. Raze stratejik zekâsı ve manipülatif diliyle grubun doğal liderlerinden biri sayılıyordu. Casper eski model araçların ustasıydı ve hurdaya dönmüş bir arabayı bile yarışa hazır hale getirebiliyordu. Switch lakaplı Mikael elektronik sistemleri kırma ve araç yazılımlarını değiştirme konusunda dahi sayılıyordu. Elena Cruz grubun sağlık bilgisi en güçlü kişisiydi ve yaralananlara ilk müdahaleyi yapan kişi haline gelmişti. Dante Cole ise yarış konusunda bulvarın en hızlılarından biriydi.
Mahalle halkı çoğunlukla asgari ücretle geçinen, hayatını zor şartlarda sürdüren insanlardan oluşuyordu. Bu yüzden bulvar gençleri zaman zaman mahalledeki insanlara yardım ediyordu. Özellikle “Şans Sığınağı” adı verilen eski kilise barınağına yiyecek ve para götürürlerdi. Ancak kazandıkları para tamamen iyiliğe gitmiyordu. Paranın bir kısmı park içindeki gece partilerine, eğlencelere ve yarış bahislerine harcanıyordu. Kalan kısmı ise yeni araçlar almak, tamirhane ekipmanlarını geliştirmek ve daha büyük yarışlara hazırlanmak için biriktiriliyordu.

Hikâyenin asıl başlangıcı ise Michigan eyaletinin Detroit şehrinde yaşanan bir karşılaşmaya dayanıyordu. Detroit, gece yarısı yarışlarının en yoğun yaşandığı şehirlerden biriydi. Asfaltın gündüzden çok gece yaşadığı bir yerdi burası. İşte tam bu şehirde iki insanın yolu kesişti: Raze ve Lennart. Lennart’ın geçmişi Vice şehrine kadar uzanıyordu. Bir zamanlar oldukça tanınmış bir yarış ekibinin içindeydi ve sokak yarışlarında belirli bir ün kazanmıştı. Raze ise daha sessiz ve gözlemci bir tipti. İnsanlar onun motorları dinlediğini söylerdi. Bir gece Detroit’in sanayi bölgesinde büyük bir gece yarışı düzenlenmişti. Raze o gece yarışa katılmak için değil, sadece izlemek için gelmişti. O sırada Casper eski model bir Mustang ile yarışa katılmaya hazırlanıyordu. Araba yaşlıydı ama içindeki motor iyi hazırlanmıştı. Raze arabayı incelerken Casper’a startta patinaj yapacağını ama üçüncü viteste herkesi yakalayacağını söyledi. Casper buna gülüp geçti ama yarış başladığında tam olarak Raze’in dediği oldu. Casper yarışı kazanamadı fakat performansı dikkat çekiciydi. Bu sahneyi uzaktan izleyen kişi Lennart’tı.

|
Yarış bittikten sonra Lennart doğrudan Raze’in yanına geldi ve ona tek bir soru sordu: “Arabaların motorlarını gerçekten dinliyor musun?” Raze sakin bir şekilde “Bazen konuşurlar.” diye cevap verdi. O gece başlayan sohbet kısa sürede güçlü bir arkadaşlığa dönüştü. Lennart, Raze’i kendi çevresine davet etti. Başta sadece destekçi olarak yanına aldı ama kısa sürede Raze de yarışlara katılmaya başladı. İkili birlikte Detroit gecelerini yaşamaya başladı. Yarışlara giriyor, para kazanıyor, gece kulüplerinde sabahlıyor ve şehrin sokaklarında dolaşıyorlardı. Detroit’in gece dünyası onların isimlerini yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştı.
Bir süre sonra şehirde özel bir sıralama yarışı düzenlendi. Bu yarış sıradan bir sokak yarışı değildi; Detroit’in üst ligine çıkmak isteyen sürücülerin katıldığı bir mücadeleydi. Lennart’ın rakipleri oldukça güçlüydü. Çoğu düşük segment araçları maksimum performansa çıkarabilen deneyimli sürücülerdi. Lennart o gece beklenmedik bir karar aldı ve arabayı Raze’e verdi. Yarışa onun girmesini istedi. Raze tereddüt etmedi çünkü eski araçların mekanik dilini gerçekten anlıyordu. Yarış zorluydu, virajlar sertti ve rakipler agresif sürüyordu. Ancak yarışın sonunda bitiş çizgisini ilk geçen kişi Raze oldu. Altın kupa onların elindeydi ve o gece kazanan aslında ikisiydi.
Fakat bu zafer uzun sürmedi. Kutlamadan birkaç gün sonra Lennart ortadan kayboldu. Gitmeden önce aracını Raze’e bıraktı. Bir hatıra gibi. O gece Raze’e kısa bir mesaj attı ve Detroit’i terk etti. Raze için bu büyük bir kayıptı çünkü Lennart onun hayatındaki nadir gerçek dostlardan biriydi. Günler geçti, haftalar ayları kovalamaya başladı ve Raze sonunda Vice şehrine yerleşti. Yeni insanlar tanıdı, yeni çevreler edindi ama Lennart’ı bir daha göreceğini hiç düşünmedi. |

Aylar sonra bir gece telefon çaldı. Arayan Lennart’tı. Raze telefonu açtığında önce uzun bir sessizlik oldu. Lennart sonunda konuştu ve ona geri dönmek istediğini söyledi. Çünkü kendi hikâyesine göre, bazı insanlar kaderde iki kez karşılaşırdı ve bu sefer kaçmak istemiyordu. Lennart’ın bakış açısından bakıldığında ise Detroit’ten kaçışı bir korkaklık değil, bir kaçınılmazlıktı. Yarıştan sonra bazı tehlikeli insanlar onun peşine düşmüştü ve Raze’i o dünyanın içine çekmek istememişti. Ama zaman geçtikçe anladı ki kaçmak hiçbir şeyi çözmüyordu. Bu yüzden Vice’e geri dönmüş ve eski dostunu aramıştı. Bu telefon konuşması sadece iki eski arkadaşın yeniden buluşması değildi; aynı zamanda 666 Boulevard hikâyesinin gerçek başlangıcıydı.