Kum ve Palmiye Üzerine Kurulu Cennet
Vice City ilk bakışta sahilin kenarına kurulmuş huzurlu bir tatil kasabasıydı. Balıkçılar sabah güneşinde ağlarını toplar, palmiye gölgelerinde insanlar serinlerdi. Fakat bu şehir hiçbir zaman sadece bir sahil kasabası olarak kalamayacak kadar açgözlü bir toprak üstüne kurulmuştu.
Turizm patladı. Oteller, casinolar, eğlence mekânları birbiri ardına dikildi. Güneş kremi kokusu havaya karıştı, neon tabelalar gökyüzünü ele geçirdi. Herkes burayı “Amerikan rüyasının tropik versiyonu” gibi görüyordu. Ama bu ışığın altında bir gölge büyümeye başlamıştı.
Cennetin Arkasındaki Karanlık
Vice City büyüdükçe sokaklar değişti. Para akmaya başladığında suç da kanatlarını açtı. Çeteler sahile yerleşti, yasadışı ticaret limanları kontrol altına aldı. Gece kulüplerinin ışıkları altında anlaşmalar yapıldı, hız yarışları caddeleri işgal etti.
Burada iki farklı şehir vardı: Gündüz turistlerin gezdiği rengârenk bir kartpostal, gece ise barut kokan bir suç pazarı. “Hızlı yaşa, genç öl” mottosu sokakların dili oldu. Vice City böylece hem eğlencenin hem de tehlikenin başkenti haline geldi.
Bugünün Vice City’si
Şimdi Vice City, aynı anda iki yüzünü de sergileyen bir dev şehir. Bir yanda sahilde güneşlenen turistler, diğer yanda köşelerde gölgelerden çıkan pazarlıklar. Teknolojiyle beraber suç da evrim geçirdi: siber dolandırıcılıklar, kara para aklamalar, yasadışı yarış organizasyonları…
Vice City artık sadece bir şehir değil, kendi kuralları olan bir evren. Burada ya oyunu oynarsın ya da oyun seni oynar. Cennetle cehennemin aynı sokakta buluştuğu, neon ışıklarıyla parlayan ama dibinde karanlığı saklayan bu şehir, bugün hâlâ aynı soruyu soruyor: “Kime güveneceksin?”
Yazan:
Hümanist | 29 Ağustos 2025, 10.36 PM [GMT -04]