(https://resmim.net/f/0rxt8W.png) | Italya Milano'da Via Francesco Sforza hastanesinde, gözlerini açan, 2 kilo 900 gram ağırlığında 48 cm minicik boyuyla dünyaya gözlerini açan bir kız. Dünyanın güzelliklerinden, en çokta kötülüklerinden haberi olmayan ufaklık. Hikayenin ufak kahramanı Cheyenna. Hikayenin ufaklığı Cheyenna'n doğumundan bir buçuk yıl sonra şirin mi şirin ufak kardeşi Mitchell dünyaya geldi. Aralarında çok yaş olmaması iyi gibi duruyor aslında, tabi ne kadar iyi onu zaman gösterir. Okul hayatında çok büyük başarıya sahip değildi. Kötü de değildi, bu kadarı onun için yetiyordu belki de. Her okul çıkışı, ufak kardeşinin elini tutarak birlikte tek katlı, çitlerle kaplanmış geniş bahçeli evlerine yürüyorlardı. O yolların her bitişinde, su birikintisine gülücükler saçarak basarak ilerliyorlardı. Kar yağdığı zamanlarda, sinsice gülerek birbirlerine kar topu fırlatıp, yere yatıp kendi ufak bedenlerinin izlerini çıkartıyorlardı! En büyük eğlenceleriydi. Zamanın "ne ara geçti" dediğimiz sıralar, karakterleri yerlerine oturmaya başladığı ilk vakitleri. Ufak kardeşi ortaokul üçüncü sınıfa gidiyor, kendisi orta sona gidiyordu. Ne olursa olsun, birbirlerinden başka destekçileri olmayan iki kardeş... En azından bunu bu yaştan kavrayıp, aileleri tarafından öğretilmişti. İnsanın hayatına giren kişilerin, neyi nasıl değiştireceklerinden habersizler belki de. Her insan iyi niyetli şekilde bilmediği bir hayata girmiyor sonuçta. Bundan üç yıl sonrası iki kardeş artık lise çağına gelmiş, liseye gidiyorlar. Cheyenna'n maviye olan ilgisi... Aklınıza gelebilecek her şeyi mavi tonlarında seviyordu. Belki de en çok lacivert. Lacivert renk onun için sonsuzluğu, hayal kurmayı, umut etmeyi kesmemeyi ifade ediyor. Lacivert'in önemi hayatının ileri zamanlarında hep onunla olacak. Biraz bu ufaklığın annesi ve babasından bahsedelim. Aimee, Nicholas Antonietta. Aimee fotoğrafçılık üzerine çalışmalar yapıyor. Takıları, eşyaları veya özel anları elindeki kamerasına hapsediyor. Nicholas bir şirkette personel olarak çalışıyor. Peki ya birbirlerine delicesine aşkla bağlanmış olan bu ikilinin hikayesi... Kulağa garip gelebilir, Aimee şirketin tanıtımı için fotoğraf çekmeye gitmişti. Orada Aubrey ile karşılaşıyor. Bu ikilinin hikayesi böyle devam edip, Mitchell ve Cheyenna'n dünyaya gelmesiyle iki kat daha fazla şenleniyor. Cheyenna üniversite çağına adım attığı zaman École Polytechnique Fédérale de Lausanne da eğitimini tamamladı. Sevdiği, merhametli bir iş. Veteriner olarak güzel bir yerde çalışmaya başladı. Küçük canların, acımasız şekilde zarar gördüğü sürekli olarak onun içini acıtıyordu... Zamanla alıştı mı, alıştı evet. Ama alışmak unutmak olmuyor, sadece o duyguyu bastırıyorsunuz. Bu mesleği bırakmıştı. En azından artık o iğrenç doktorların olduğu veterinerde çalışmak istemiyordu. Bir yıl boyunca çalışacak bir iş bulamadı kendine. Daha sonrasında ne mi oldu... Bu süreçte, en sevdiği rengi hayatında her aynaya baktığında göreceği şekilde hayatına geçirdi. Saçlarını lacivert renge boyamıştı. O gün gerçek Cheyenna ortaya çıktı işte. Cheyenna ülke ülke gezip, yeni yerler keşfedip, dünyada ki en güzel mavi tonlarını fotoğraflamak için buralardan, İtalya'dan uzaklaştı. Bu olayı kendisine hobi olarak getirdiği zamanlar yirmi iki yaşlarındaydı. Bir arkadaşı tarafından Vice'yi tercih olarak görmesi söylenmişti. Bunu uzun süre düşündü, o arkadaşına gerçekten değer veriyordu. Norveç, İngiltere, İsviçre, Ukrayna, birçok yeri gezdi. Vice fikri aklına girdiği zaman yuvasına döndü. Ailesine fikrini anlatarak ortalama bir ay sonra ülkeden ayrıldı. Kardeşiyle ayrılmak üzüyordu onu, heveslerinden de vazgeçemiyordu tabii. İşte o gün, bundan iki gün önce Cheyenna Antoniett'a Vice'ye ilk adımını attı. İlk heyecanı, bu şehirin güzelliklerine ilk adımlarıydı. |
Vice'ye İlk Adım Ben Cheyenna, bugün(16.02.2019) Vice'ya ilk adımımı atarak, çevremde çok konuşulan yere geldim. İçimde ki heyecan doruklarda... Hava alanının kapısından dışarıya ilk adım attığım da, tüm heyecanım vücudumu ele geçirdi. Bir yandan mutluyum, diğer yandan içimde endişe yürüyordu. Etrafıma baktığım zaman aceleyle uçaklarına yetişmeye çalışanlar... yakınlarını yolcu ederken, ne kadar belli etmeseler de yüzlerinden okunan üzüntüler, bir yandan arkadaşlarının yolunu mutlulukla gözleyenler. Sanırım bu kadar duyguyu bir arada görebileceğim nadir yerlerden sayılır. Evet, evet. Sonunda duygu karmaşasından kendimi kurtarıp, o atmosferin içerisinden kendimi attım. Hava alanının otoparkına doğru yol almıştım. Sevdiğim, değer verdiğim arkadaşım oraya benim için güzel bir motor bırakmıştı. Şehiri tanımam için fazlasıyla yeterliydi. En azından taksicilerin derdini çekmeyecektim. İyi yönlerinden bakmak lazım. Şehre gelirken yanıma doğru düzgün eşya almamıştım ama kalacak bir odaya ihtiyacım vardı. İnternet üzerinden yakın otellere bakındığımda, Jefferson ile Ocean View Motellerin adını görmüştüm. İkisine de sırasıyla bakındığımda, serseri tipli insanlarla uğraşmak istemediğimden Ocean View Motel'de kalma fikrine vardım. En azından ilk günden sorun çıkartmak zorunda kalmayacaktım. Kendime güzel bir oda tuttum. Yatağıma uzanarak derin bir nefes aldım. Sanırım şuan en ihtiyacım olan şeydi bu... İçim rahatlamıştı, telefonumu kaparak direkt yakınlarda ki alışveriş merkezine baktım. Vice Mall yakındı, hem de fazlasıyla yakındı. Üzerime kıyafet almak için oraya yöneldim. İhtiyacım vardı yeni şeylere, yeni bir tarz belki de. Her şey fazlasıyla güzel ilerleyecek bu şehirde. Yeni dostlar, yeni arkadaşlıklar, yeni yaşam tarzı, yeni bir erkek arkadaş belki de... Güzel şeyler beni bekliyor. İlk Günler Yorgunluğun atılmış olduğu, güneşin otelin pencerelerinden perdeleri aşarak girdiği sabah saatleri. Gün ışığının sağladığı enerji ve mutlulukla esneyerek yatağından kalktı. Balkona doğru giden adımlarıyla hafifçe camına yaslandı, manzarayı inceleyerek aşağıya odaklandı. Otelden çıkan araçlar, işe geç kalarak otobüse koşuşturan insanlar... Aklında bunları düşünürken suratında ki mutluluğa sırıtma ifadesini ekledi. Elini ensesine götürmenin ardından ovuşturarak banyoya doğru adımladı... Elinde ki deri ceketi üzerine giyerek banyodan çıktı... Mavi renk saçları omuzlarına sallanarak usulca düşüyordu. Sabah uyandığında yüzünü sarmış olan masumluk kendini ciddiyete hapsetmişti. Masanın üzerinden çantasıyla anahtarlarını aldı. Aynaya bakarak saçlarını düzeltti, elini kapı koluna götürerek oradan ayrıldı. Otelin çıkış kapısına yaklaşırken, resepsiyonda ki çalışanlara masum bir gülümsemeyle selam vererek dışarıya çıktı. Otoparka vardığında aracına bindi, aklına takılan Cafeye giderek güzel bir kahvaltı yaptı. Akşama kadar bir işi yoktu, akşam olduğunda fazlasıyla eğleneceğini biliyor, o zamanı bekliyordu. Arkadaşına bir sözü vardı, onu da yapması gerekiyor. Onun için verilen söz, sözdür. Güneş batmaya başlamıştı bu sırada kahve içmenin iyi geleceğini düşündü. Yakınlarda bir yere giderek kahvesini aldı, yudumlayarak arabasına gitti. Torpidoya uzanarak defteri aldı, sayfalarını çevirerek içerisinde ki adreslere ve numaralara göz attı. Aradığı numarayı görünce duraksadı. Kahvesinden zevkle yudumlarken bir yandan telefonuyla numarayı çevirdi. Arabasıyla Jefferson taraflarına yol aldı. Dakikalar ağır ağır geçiyordu ve karşı taraftaki telefonu açmamıştı. Cheyenna gerilmeye başladı, diliyle dudaklarını ıslatıp yola odaklı duruyordu. İşte tam o anda telefon açıldı! Gergin şekilde "Telefonu sonunda açabildin." demişti. Oysa ki karşıda olan insan onu tanımıyordu bile. Bu kız ile konuşurken cümlelerinin altında ne yattığını anlamak gerçekten zor. | (https://resmim.net/f/mXcWiD.png) |
(https://resmim.net/f/qf8NTi.png) | Küçük Bir Sürpriz Yine bir akşam saatleri. Cheyenna güzel bir restoran'a geçmiş, tatlı dudaklarıyla, narin elleriyle kadehi kavramış şarabını yudumlayarak yemeğini yiyor. Bakışlarıyla etrafta olan insanları kesiyor, çiftlerin yaptıklarını izliyordu. Sıkılmış tavırlarla garsona işaret vererek yanına adımlaması ile hesabı istedi. Hesabı ödeyerek kıvrak vücudunu sandalyeden ayırarak doğruldu. Kendini biraz şımartması lazımdı. Restoran'dan çıkmanın ardından arabasıyla ZIP'e gitti. Seçtiği kıyafetleri hiç üşenmeden, deneyerek beğenmediklerini kenara bıraktı. Sıkılmış tavırla mağazadan hiçbir şey almadan arabasına bindi. Kafayı yemişti, sıkıntı boğuyordu onu. Bu kez Vice Mall'a doğru gitti. Aracını otoparka bırakarak çantasını omzuna astı. Yavaş adımlarla gözüne kestirdiği ilk mağazaya girdi. Burası tam onun tarzına göreydi, gözleri pırıl pırıl parlıyor, kıyafetlere bakıyordu. Beğendiği kıyafetlerin bedenlerini isteyerek kabine yola koyuldu. Üzerine tam olan kıyafetleri ayırtarak diğerlerini denemeye devam etti. Kıyafetlerin hepsini denedikten sonra kasaya gitti, ücreti ödeyerek elini dolduran poşetlerle aracına adımladı. Poşetleri araca bırakarak koltuğuna oturdu, telefonuyla Instagram'da dolanmaya başladı. Bir süre sonra telefonunu kapatırken arabanın içerisine gölge düştü. Kafasını kaldırıp baktığında erkek kardeşi Mitchell oradaydı! Onu görmenin şokuyla telefonu bırakarak arabadan indi. Hemen yanına giderek sıkı şekilde sarıldı ona. Tatlı mı tatlı kardeş buluşması. İki kardeş ayak üstü orada sohbet ettiler, neden buraya geldiğini ve birkaç sorunun cevabını daha öğrendi. Sonrasında kardeşinin çalıştığı yere, yani Cafe'ye yol aldılar. Beraber kahve içerek, sohbetlerini orada tatlandırdılar. San Fierro-Colbert Peki ya Cheyenna? Evet, geçmişinde geleceğe yönelik sakladığı sırlarıyla hayat süren kız. Ülke ülke dolaşmanın ona kazandırdığı şeyler; yeni topluluklar, önemli yüzler. En önemlisi ise Colbert. Hayatının asıl dönüm noktası, tanıştıkları ilk gün bunu kim bilebilirdi? "San Fierro, akşam üstü saatleri. Güneşin batışıyla esen rüzgarın insanların duygularını okşadığı o vakitler. Ellerinde fotoğraf kameralarıyla manzarayı fotoğraflayan insanlar. Aralarından seçilmiş iki insan, Cheyenna ile Colbert. Fotoğraf makinelerinde aynı kadraj. Pür dikkat manzara odaklı, birbirlerinden, ileride birlikte yapacaklarından haberleri yok. İstedikleri fotoğraf karesini yakalamak için büyük çaba sarf etmişlerdi. Dinlenmek için aynı banka yönelerek oturdular. Derin nefes alarak kameralarında çıkarttıkları işleri inceliyorlardı. Aralarında ki tek fark vardı, teki para için çekiyor, diğeri hatıra amaçlı çekiyor. En sonunda birbirlerini farkına vardılar. Kısa bir bakışmanın ardından Cheyenna gülümseyerek Colbert'n elinde ki fotoğraf makinesine bakındı. Kendisinin çektiği aynı fotoğrafı görünce hızlıca kendi kamerasına döndü. Suratında anlam verilmeyecek bir şaşkınlık vardı. Kendi çektiği kareyi ona göstererek ilk sohbetlerinin adımlarını orada attılar. Saf şekilde gülücükler saçarak gün batımının bitişiyle sohbetlerine oldukları yerde devam ettiler. Onlar sohbete devam ediyor, bir yandan bir sürü insan geçip gidiyordu önlerinden. O günü uzun bir süre birbirlerini görmeyecekleri ama hatırlamaya devam edecekleri şekilde sonlandırdılar. " Evet uzun süre önce denk gelen bu ikili, San Fierro sınırlarında tekrar karşılaştılar. Cheyenna Colbert'i bulabilmek için bir arkadaşından yardım almıştı, aslında arkadaşı Cheyenna'yı onunla tekrar görüşmesi için yolladı. Defterinde ki nota bakarak aracıyla Motel'e yol aldı. Arabasından ağır ağır inerken, telefonunu cebine bırakmasıyla etrafını incelemeye başladı. Pek tekin bir yer olmasa bile, otelin kapısından giriş yaptı. Resepsiyon çalışanına Joe Colbert adını vererek burada olup olmadığını teyit etti. Burada kalıyordu ama odasında yoktu, biraz ısrarla numarasını alabilmişti. Hızlıca kartı kavrayarak otelden arabasına yol aldı. Arabasına bindiğinde sırıtarak numarayı hızlıca çevirdi. Colbert ile şakalaşmanın altında kurnazlık yatarak sohbet ettiler. Daha sonrasında Cheyenna kendisini hatırlattı ona. Colbert'n sesi şaşırmış gibi geliyordu. Buluşmak için kendilerine uygun bir yer seçtiler. Vice Mall da olan bara gideceklerdi. Telefonlarını kapatarak oraya yol aldılar. |