Adım Ryder McKenzie. 21 yaşındayım. Palomino’da, küçük ama gürültüsü eksik olmayan bir evde büyüdüm. Bizim evde sessizlik pek olmazdı zaten; ya televizyon açıktır ya da annemle babam bir şeyleri tartışıyordur. Çoğu zaman da konu paraydı.
Babam, Frank McKenzie… Hayatımda gördüğüm en yorulmak bilmeyen adam olabilir. Gündüz fabrikada çalışır, akşam olunca San Fierro’ya geçip taksiye çıkar. Eve geldiğinde üstünde hâlâ yağ kokusu olur, gözleri yarı kapalı ama yine de dimdik durmaya çalışır. Küçükken bunu anlamazdım, sadece “neden hep yorgun?” diye düşünürdüm. Büyüdükçe anladım; adam iki kişinin yükünü tek başına taşıyormuş.
Annem Emily ise evdeydi hep. Ama “ev hanımı” deyip geçmek kolay… O da boş durmazdı. Komşuların çocuklarına bakar, üç beş bir şey kazanırdı. Bazen gece geç saatlere kadar oturur, hesap yapardı. O anlarda kimseyle konuşmazdı. O yüzden evde para konusu açıldığında ortamın nasıl değişeceğini herkes bilirdi.
Liseden mezun olduktan sonra fazla düşünmedim. Okumak gibi bir planım yoktu zaten. Idlewood’daki The Well Stacked Pizza Company’de işe girdim. Kuryelik yapıyordum. İlk başta kulağa basit geliyor ama o iş insanı epey yoğuruyor. Saatlerce motor üstünde ya da araba kullanırken şehrin her köşesini öğreniyorsun. İnsanları tanıyorsun… iyi olanı da var, kapıyı suratına kapatanı da. "orospu çocukları!!!"
Bir süre sonra babamın da desteğiyle kendi arabamı aldım. O gün kendimi ilk defa gerçekten “biri” gibi hissettim. Kendi kazandığım parayla, kendi direksiyonumun başındaydım. Ama o his uzun sürmedi. Şirket küçülmeye gitti, birkaç kişiyle beraber beni de çıkardılar. Ne bir açıklama, ne bir veda… Bir gün çalışıyorsun, ertesi gün yoksun.
İşsiz kaldıktan sonra zaman daha ağır akmaya başladı. Sabah kalkmak için bir sebebin olmayınca günler birbirine giriyor. Evde daha fazla vakit geçirdikçe de tartışmalar arttı. Annem “bir iş bul” diyordu, babam ise daha sertti. Onun derdi farklıydı; “boş kalma” diyordu aslında. Ama söylediği şeyler bazen yumruk gibi geliyordu.
Bir akşam yine tartıştık. Sesler yükseldi, kapılar çarptı. Babam en sonunda bana dönüp “devlete gir” dedi. İlk başta saçma geldi. Ben mi? Polis mi? Ama sonra düşündüm. Adam hayatı boyunca sırtını hiçbir yere dayayamamıştı. Belki de benim onun gibi olmamamı istiyordu.
O gece pek uyuyamadım. Sabah kalktığımda kararımı vermiştim. Polis departmanının akademisine başvuru yaptım. Kağıdı gönderirken elim biraz titredi, yalan yok. Çünkü o an ilk defa gerçekten bir şey değiştirmeye çalıştığımı fark ettim.
Şimdi bekliyorum. Akademiden gelecek cevabı… Bu süreçte de biriktirdiğim ne varsa onunla idare ediyorum. Kolay değil ama alışkınım. Sokakta neyin nasıl döndüğünü biliyorum. Aç kalmam, ama boş da durmam.
Belki bu iş bana göre değildir, belki de tam olarak budur aradığım şey… Onu henüz bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bu sefer yarım bırakmayacağım. Çünkü bu sadece benim meselem değil. Bu, o evde verilen bütün mücadelenin bir devamı.